Yargıdan çıkan "mutlak butlan" kararı CHP koridorlarında bir hukuki kriz başlatmış olabilir, ama asıl patlama 12 Eylül'den sonra bir türlü kendini bulamayan başkalaşmış solun entelektüel gettosunda yaşanmaktadır.
Kemal KILIÇDAROĞLU’nun 'hukuken' geri dönüş ihtimali belirdiği andan itibaren sol mahallede yükselen o histerik çığlıklara iyi kulak vermeliyiz.
Karşımızdaki duruş politik bir netlik değil;
korkaklığın, ürkekliğin, özgüven eksikliğinin,
suçluluk psikolojisinin ve mücadele tarihinde biriken yenilgilerin tek bir adama ciro edilerek yırtılma çabasıdır!
Soruyorum size:
KILIÇDAROĞLU’nu el birliğiyle "kullanışlı bir nefret nesnesi" haline getirirken, kendi aynanızdaki çatlakları, alnınızda biriken utançları, günahları, kirleri ve tutarsızlıklarınızı ne zaman göreceksiniz?
Tarihsel olarak bu toprakların solu emekten yanaydı; sokaktaydı,
mahalledeydi,
fabrikadaydı,
teorisini pratikle yoğurarak dünyanın ezilen ülkelerinde parmakla gösterilen saygın bir yerdeydi.
Peki bugün ne kaldı geriye? Köklerine yabancılaşmış, sınıftan kopunca sembollere, halktan kopunca orta sınıfın konforlu kimlik siyasetine sığınmış bir ambalaj.
İktidarın açtığı alanlarda, derin yoksulluğu ve eşitsizliği konuşmak yerine, statükoyu bozmayan "steril vicdan rahatlatma" seanslarına sıkışmış bir durumda..
Siyaset üretmekten uzak bir şekilde sosyal medyada kimin doğru,
kimin yanlış olduğuna dair trafik polisliği ve toplum mühendisliği yapmak.
Sizin gibi düşünmeyeni, hizalanmayanı dijital linç odalarında çiğ çiğ yemek.
Beslenen medya eliyle, ağzıyla yaratılan algı yönetimini koro halinde destek vererek olguya dönüştürme çabaları..
Kendini dönüştüremeyenlerin, birbirini alkışlayarak tatmin olduğu beleşçilerin izlediği ucuz tiyatro oyuncuları oluyoruz.
Biraz net olalım;
iktidara karşı göze alamadığımız her riski, altına giremediğimiz her yükü, KILIÇDAROĞLU'na bol keseden savurduğumuz beylik laflarla kapatmaya çalışıyoruruz.
Bu cesaret değildir;
iktidarın heybeti karşısında tir tir titreyip, kendi içine doğru avazı çıktığı kadar bağıran aciz, korkak, zavallı ve "cambaz bak cambaza" bir muhalefet biçimidir.
Neden CHP İçindeki Yolsuzluğa körsünüz ?
KILIÇDAROĞLU’nu eleştirmek en doğal hakkınızdır, siyaseten yerden yere vurun.
Ama şu riyakarlığa bir cevap verin:
KILIÇDAROĞLU’na karşı aslan kesilen o seçici öfkeniz, neden bugün CHP içindeki karanlık ilişki ağlarına, belediyelerden yükselen rüşvet iddialarına ve rant kavgalarına tek kelime edemiyor?
Neden sesiniz kısılıp benziniz soluyor?
Çünkü sizin derdiniz temizlik değil, kendinize yeni efendiler ve güvenli limanlar bulmak.
Gücü elinde tutana tapıp, düşene vurmayı "devrimci ahlak" diye yutturamazsınız.
Sosyal medyanın sağladığı anonimlik ve fiziksel mesafenin, bazı bireylerde sahte bir güven duygusu yarattığı kesin.
Bu "klavye kahramanlığı", aslında psikolojik açıdan oldukça şeffaf bir durumdur.
Bu tür davranışların arkasındaki temel dinamikleri şu şekilde özetleyebiliriz:
Gerçek hayatta kendini ifade edemeyen, takdir görmeyen veya bastırılmış hisseden kişiler, dijital dünyada yarattıkları agresif profil ile bu eksikliklerini kapatmaya çalışırlar.
Hakaret etmek,meydan okumak, sağa sola saldırmak, onlar için bir "güç gösterisi" biçimidir.
Kendi hayatında kontrolü kaybettiğini düşünen veya çaresizlik içinde olan bireyler, başkalarına saldırarak geçici bir rahatlama ve üstünlük hissi yaşamaya çalışırlar.
Kelime dağarcığı, empati yeteneği ve entelektüel birikimi yapıcı bir eleştiri yapmaya yetmeyen kişiler, en kolay ve ilkel yönteme başvururlar,
Hakaret ve aşağılama.
Bu karakterlerin en büyük yakıtı etkileşimdir.
Hiç yoklarmış gibi davranmak, bu tür "kahramanlıkları" nefessiz bırakır.
Toplum içinde gözünüze dahi bakamayacak kadar ödleklerin size yönelik hakareti,İthamı, aslı astarı olmayan komplo teorileri, sizin kim olduğunuzla değil; tamamen kendisinin kim olduğu, iç dünyasındaki karmaşa ve yoksunluklarla ilgilidir.
Hiç kimsenin ama ciddi anlamda hiç kimsenin üzerine alınmaması gereken bir zayıflık gösterisidir.
Bugünlerde sol cenahta en çok duyulan sığ argüman şu: "Ama herkes ona karşı!"
Ne zamandan beri bir fikrin doğruluğu, arkasındaki kalabalıkların, sürü yönetiminin sayısıyla ölçülür oldu?
Eğer çoğunluk olmak tek başına haklılık ölçüsü olsaydı,
Türkiye solu tarih boyunca hep haksız olmak zorundaydı.
Solun tarihsel varlık sebebi, gerektiğinde tüm dünyaya karşı tek başına doğruyu savunabilme cüreti değil miydi?
Şimdi ise yıllarca eleştirdiğiniz o popülist, çoğunlukçu mantığı kendi pozisyonunuzu meşrulaştırmak için siper ediyorsunuz.
Sosyal medyanın organize trol hesaplarla, manipülasyonlarla köpürtülmüş yapay öfkesini "ahlaki meşruiyet" diye satmayı bırakın.
O algıların nasıl örgütlendiğini, linç mekanizmalarının nasıl fonlandığını, besleme orduları kurulduğunu hepimiz biliyoruz.
İlkesizliği Strateji, Oportünizmi Ahlâk Sanıyorsunuz !
Bu "mutlak butlan" tartışmasının maskesini düşürdüğü asıl gerçek çok nettir:
Türkiye solunun büyük bir bölümü artık olayları ilke, hukuk ve siyasal tutarlılıkla okumuyor.
Kriteriniz artık çok basit:
Hangi taraf daha kalabalık?
Hangi etiket daha çok tıklanıyor?
Hangi pozisyona hizalanırsam kariyerim için daha avantajlı olur?
İşte bu, bir fikir hareketinin yaşayabileceği en dip noktadır.
İlkesizliği strateji, oportünizmi ahlak, nefret aparatçılığını ise mücadele sanıyorsunuz.
Karıştı insanlık zamanın tozunda
Yalancı;
Ne yalanından ne de yüzünün karasından utandı
Kulağından kan alınmış
Gövdelerde başlar eğik
Melun avazın ulaştığı yere kadar
Şerefsizlik..
Erol BULDAK
21 Haziran 2026 Hamburg
Saygılarımla