Siyaset; koltuk ikbalini büyütmek değil,
kitlelerin ortak aklını, dayanışmayı ve toplumsal barışı hâkim kılmaktır. Bugün ne yazık ki farklı düşüncenin "ihanetle" suçlandığı, sağ siyasetin hastalıklı ikliminin partiye sirayet ettiği bir tasfiye operasyonu izliyoruz.
Gerçek solcular, farklı sese tahammülsüz burjuva siyasetine teslim olmaz.
Ortada bir mahkeme kararı var ve "Mutlak Butlan" deniyor.
Hukuk, sosyal medya etiketleriyle ya da "Ben bu kararı tanımıyorum" popülizmiyle bükülemez. Mesele, verilmiş kararların doğurduğu siyasi sorumluluktur.
İşte samimiyet sınavı tam da burada başlıyor.
Eğer 38. Kurultay hukuken geçersizse, örgütü 37. Kurultay’ın seçtiği irade taşımalıdır. Bakıyoruz o dönemin yöneticilerine; bugün ekranlarda en çok bağıran, statükoyu korumaya çalışan isimlerin ta kendileri!
O halde sormak gerekir:
Madem mesele demokrasi ve üye iradesidir, neden geçmişin sol sorumluluğundan kaçıyorsunuz?
Neden bu büyük panik?
Çünkü işin özünde ne tüzük ne hukuk ne de emekçinin iradesi var;
işin özünde bürokratik oligarşi, koltuk sevdası ve kişisel gelecek hesapları var!
Açıkça beklediğiniz şey, Kemal KILIÇDAROĞLU’nun çıkıp "Ben çekiliyorum" diyerek sizlerin kariyer planlarına alan açması.
O halde biz de sesleniyoruz:
Var mısınız..?
Eğer gizli ajandalarınız yoksa, eğer gerçekten bu partinin ideallerine sadıksanız çıkın ve deyin ki:
"Sorumluluk tamamen bize aittir. Ne olursa olsun bu çatının altında,
solun ilkeleriyle mücadele edeceğiz."
Ama diyemezsiniz.
Çünkü geçmişte yoldaşlık ettiğiniz insanların yüzüne bakacak devrimci cesaretiniz yok.
Partiyi kayyum tehlikesiyle, örgütü ise anti-demokratik yöntemlerle baş başa bırakıyorsunuz.
Amacınız üye iradesini gasp edip, biat edecek delege ağalıkları kurmaksa; avucunuzu yalarsınız!
Cumhuriyet Halk Partisi, birkaç kişinin siyasi ikbaline ve oligarşik hesaplarına teslim edilemez.
Laf ebeliğini kimseye bırakmayanların "Baba Ocağı" edebiyatı yapanların, gördük ki,
Babalarının Çiftliği"haline getirdikleri partiyi 13 yıl boyunca Kurultay delegelerinin iradesiyle seçilerek genel başkanlık yapmış ve bu görevi sizlerle birlikte yürütmüş birisine hakaret ederek, sizin gibi düşünmeyenleri yok saymanız anlaşılır gibi değildir.
CHP Genel Başkanlığı yapmış kişiler Mustafa Kemal Atatürk'ün makamında oturan insanlardır.
Asıl kalitelisizlik, bu görevi yapmış kişilerin "Hain" olarak topluma yansıtma çabalarıdır.
Bilmezler ki, kötü söz daima sahibine aittir.
Parti örgütünde çalışmamış,
Parti için ter dökmemiş,
Partimizin ilke ve değerlerini özümsememiş,
Devrimci mücadeleye omuz vermemiş,
Parti üyelerinin teveccühüyle ön seçimde seçilerek gelmemiş kişiler, adeta altın tepside CHP Yöneticisi,Meclis üyesi, Milletvekili yapılırsa böyle sonuçlar kaçınılmazdır.
Yeteneksiz, korkak, vizyonsuz veya ahlaki değerlerden yoksun kişilerin, hak etmedikleri halde en üst yönetim ve makamlara gelmesi ile güç zehirlenmesi yaşanmaktır..
Kurultay, atanmış seçkinlerin değil; tabanın, emeğin ve üyelerin özgür iradesiyle şekillenir.
Madem kurultay istiyorsunuz; şov yapmayı, tabanın temiz duygularını sömürmeyi bırakın.
Mahalle delegelerinden başlayarak her yere sandığı koyun, tam ve bağımsız üye iradesini hâkim kılın.
Şaibeli delege yapılarıyla yapılacak bir kurultay, solun vicdanında meşruiyet kazanamaz.
Kemal KILIÇDAROĞLU net bir irade koymuştur:
"Hiçbir makama talip değilim, aday değilim.
Tek amacım, bu partinin tarihine kara bir leke gibi yapışmaya çalışan riyakârlıkla, ahlaksızlıkla ve parti içi vesayet odaklarıyla mücadele etmektir.
Solun dürüst, liyakatli ve namuslu kadrolarının önünü açmaktır."
İşte devrimci samimiyet, işte partiyi ve halkı merkeze koyan çizgi budur!
Gerisi burjuva siyasetinin gürültüsü, ekran şovları ve koltuk hırsıdır.
Demir kapılara tırmanarak, hortumla çatıya çıkarak, cebinde taşıdığı çelenk yazısına sahip çıkamayarak kaotik ortam yaratarak popilizm yapmakla ancak günü kurtardığınızı zannedersiniz.
Ayrıca CHP Genel Merkezi avlusunda söylenen "Gündoğdu Marşına eşlik edenleri görünce açıkçası" az komik" bulduğumu belirtmek isterim.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin artık sağcı klişelere ve kişisel hırslara değil;
sol akla,
sınıfsal bilince ve yoldaşça çözüme ihtiyacı vardır.
Son olarak 26 Mayıs 2026 Salı günü saat 18:30'da tüm Avrupa'da, CHP Yurtdışı Birlikleri tarafından eş zamanlı olarak düzenlenen"Geri Adım Yok, Mücadeleye Devam"
adı altındaki etkinliklerde bir çok konuşmacı tarafından CHP Geçmiş Dönem Genel Başkanı Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU'na yönelik, parti kültürümüzle asla bağdaşmayan ağır hakaretlerde bulunulmuştur. Bununla da kalınmamış, katılımcılar arasından organize bir şekilde "Hain Kemal" sloganlarının atılmasına sebebiyet verilmiştir.
Siyasi nezaketten ve parti disiplininden uzak bu tutumu kesinlikle kabul edilemez.
Siyasetin, siyasetçinin ve özellikle de parti yöneticilerinin temel amacı toplumsal düzeni, adaleti, parti içi barışı ve emeğe saygıyı korumak olmalıdır.
Eleştiriye sonuna kadar evet,
Ancak hakaret ve aslı astarı olmayan komplo teorilerine derhal müdahale edilmelidir.
Parti disiplinine, geleneklerimize ve etik değerlerimize tamamen aykırı olan bu duruma sessiz kalan ve/veya çanak tutan, tahammülsüzlük gösteren, kin ve nefret söylemlerini adeta körükleyen başta Birlik yönetim kurulları üyeleri olmak üzere sorumlulukları olanları özeleştiri yapmaya davet ediyorum.
Başta sözde federasyon yetkilileri olmak üzere, CHP Yurtdışı Birliklerinin birçok yönetim kurulları bu hakaretle alakalı maalesef ki hiç bir şekilde müdahalede bulunmayarak ve gereğini yapmayarak sınıfta kalmışlardır.
Zaten CHP Yurtdış birliklerinin bir çoğu, ya mitingi organize edemediler ya da etmediler.
Bu da ayrıca bir muammadır. soru işaretidir.
En önemlisi de bugüne kadar CHP'ye CHP'li kimliklerimize hakaret edenlerin son dönemlerde CHP'yi savunmaları çok ciddi manada takdire şayan bir tutumdur.
Umarım bu tutumlarını her daim sürdürürler.
Bu dönüşümü nasıl yaptıklarını açıkçası bilmiyorum ama bu dönüşümü yapanları da kutlamak gerektiğini düşünüyorum.
Bu doğrultuda;
Yaşanan bu vahim olaylarda sorumluluğu bulunanların parti kamuoyu önünde hesap vermesi,
Yetkili kurullarımızın (Disiplin ve Denetleme Kurulları) ivedi bir şekilde sorumluluk alarak görevlerini yerine getirmesi ve gerekli soruşturmayı başlatması hususunda hassas davranmalarının gerektiğini düşünüyorum.
Saygılarımla
Erol BULDAK
07 Haziran 2026 Hamburg