İnsan “topraktan” yaratıldı denir.
Bu ifade sadece geçmişte olan bir yaratılışı anlatmaz; bugün hâlâ devam eden bir bağı anlatır. Çünkü insan, toprağın içinden çıkmış bir varlık değil sadece… Toprağın sistemine bağlı bir varlıktır.
Toprakta ne varsa, insanda da ondan vardır: mineraller, elementler, su…
Ama daha önemlisi şu: denge.
Toprağın da bir dengesi vardır, insanın da.
İnsandaki bu dengeye fıtrat diyoruz.
İnsan fıtratı bozulmaya başladığında, bu iç dünyasında bir sarsıntı oluşturur. Vicdan zorlanır, merhamet azalır, kibir artar. Ama bu bozulma bir anda olmaz. Tıpkı yer kabuğu gibi… Birikir.
Toprakta enerji birikir.
İnsanda kötülük, haksızlık, kibir birikir.
Ve burada çok kritik bir nokta var:
Toprak ve doğa bu birikime kayıtsız değildir.
Sanki insanın içindeki bu bozulmuşluğu fark eder.
Sanki fıtrattaki çatlağı “sezer.”
Bu yüzden tabiatın tepkileri rastgele değildir.
İnsanlığın fıtratındaki bozulmayla doğru orantılı bir gerilim oluşur. Yani insan ne kadar bozuyorsa, toprak ve su da o kadar zorlanır.
Ve her sistemin bir kırılma eşiği vardır.
Toprak bu eşiğe geldiğinde ne yapar?
Uyarır.
Sallanır.
Kırılır.
Ama dikkat et:
Tam kırılma noktasında uyarıyı yapar ve geri çekilir.
Deprem dediğimiz şey budur: biriken enerjinin, artık taşınamaz hale geldiği anda boşalması. Toprak, Rabbinin koyduğu sistemin dışına çıkamaz. O yüzden bu uyarıyı verir ve kendini resetler. Ardından tekrar düzenine döner.
Su da böyledir.
Yükselir, taşar, uyarır…
Sonra çekilir.
Döngüsüne geri girer.
Çünkü toprak ve su itaatkârdır.
Programlanmıştır.
Resetlenmek zorundadır.
Ama insan farklıdır.
İnsan da aynı şekilde biriktirir.
Kibri biriktirir.
Kötülüğü biriktirir.
Vicdanı susturur.
Toprak bunu fark eder ve uyarır.
Ama insanın bir farkı vardır: özgür irade.
Toprak uyarıyı yapar ve geri çekilir.
İnsan uyarıyı alır…
Ama isterse düzeltmez.
İşte fark tam burada başlar.
Toprak ve insan aynı elementlerden yaratılmıştır.
Tepkilerin benzemesi tesadüf değildir.
Aynı gerilim, farklı seviyelerde ortaya çıkar.
Toprak sallanarak der ki:
“Bu denge artık sınırda.”
Ama insan bu noktada iki yol arasındadır:
Ya içindeki yükü boşaltır, kendini onarır…
Ya da biriktirmeye devam eder.
Toprak resetlenmek zorundadır.
İnsan zorunda değildir.
Bu yüzden depremler sadece bilim değildir.
Bilimdir, evet.
Ama aynı zamanda fıtrata verilen bir mesajın dili olabilir.
Toprak konuşur.
Doğa konuşur.
Su konuşur.
Soru şudur:
İnsan dinliyor mu?