Bir Yanım Acıdan, Diğer Yanım Öfkeden Avazı Çıktığı Kadar Bağırıyor…

Boğazıma düğümlenen bu kelimeler ne bir yazıya sığar, ne de bir ağıda… Bir yanda göğsüme saplanan tarifsiz bir acı, diğer yanda yumruk gibi mideme oturan o yakıcı öfke:

Nasıl olur?
Nasıl olur da bir ülkenin en kıymetli evlatları göz göre göre ölüme gönderilir?
Nasıl olur da bir baba “Vatan sağ olsun” derken, geride bırakılmış bir ihmalin, bir akılsızlığın, bir sorumsuzluğun yükünü sırtına alır?

12 asker…
12 ocak…
12 ömür…
Bir gecede sönüp giden 12 hayat…
Ve ardından dudaklara zorla yapıştırılmış, içi boş bir teselli: “Şehit oldular.”

Evet, ama bu sadece bir “zehirlenme” değil. Bu, bildiğiniz bir ölüm değil. Bu, ihmalin, disiplinsizliğin, bilgisizliğin ve belki de başka karanlıkların üstünü örtmeye çalışanların kurguladığı bir sessizliktir. Bu, açıkça ölüme yollanmış tertemiz çocukların hikâyesidir.

Bu bir “kaza” değil, bu bir cinayettir — sorumlusu hâlâ saklanan, saklanmaya çalışılan bir cinayet.

Aynı Anda 20 Askeri Mağaraya Göndermek Stratejik Bir Felakettir.

Çatışma bölgelerindeki doğal mağaralar; zehirli gaz, tuzaklama, çökme riski, görüş kaybı ve iletişim kesintileri gibi ölümcül tehditler barındırır. Bu riskleri bilmek için general olmaya gerek yok, askerliğini yapan her evlat bilir.

NATO standartlarında bu tür operasyonlarda önce keşif yapılır.
Önce analiz, sonra dikkatli ilerleme…
Ama burada ne oldu?

20 asker aynı anda mağaraya sokuldu.
Bu, ya akıl tutulması ya da bilinçli bir ihmaldir. Her ikisi de affedilemez.
Bu, yalnızca operasyonel bir hata değil; bu, açıkça hayatları hiçe sayan bir komuta zinciri felaketidir.

Gaz Maskesi Neden Yoktu?

Basit bir soru… ama cevabı felaket kadar ağır.

Bölge gaz açısından yüksek riskliydi.
Daha önce bu tür mağaralarda kayıplar yaşanmıştı.
Askerî standartlara göre gaz maskesi, oksijen tüpü ve gaz dedektörü olmadan böyle bir bölgeye girilmez.

Ama askerlerimiz bu donanıma sahip değildi.
Neden?
Bu, yalnızca teknik bir eksiklik değil, bir güvenlik protokolünün, bir hayat sigortasının bile bile görmezden gelinmesidir.

Bu kadar tecrübeli bir ordu, bu kadar temel bir hazırlığı nasıl yapmaz?

Ön Araştırma Yapıldı mı?

Yapıldıysa nerede belgeleri?

Gaz analizi?
Risk haritası?
Robotik keşif cihazları?

Hiçbir bilgi paylaşılmadı.
Ya hiç yapılmadı ya da yapıldıysa sonuçlarına rağmen neden içeri girildi?

Ve daha önemlisi:
İlk giren askerlerde belirtiler görüldüğünde neden diğerlerine uyarı yapılmadı?
Neden geri çekilme emri verilmedi?

Bu bir operasyon değil, bu birer birer canların tükendiği bir karanlık kuyuydu. Ve kimse ip uzatmadı.

Bu Akıl Dışı Operasyonu Kim Planladı?

Bu emri kim verdi?
Bu askerlerin hayatını tehlikeye atan kararın altında kimin imzası var?

Bölge komutanı mı?
Özel kuvvetler koordinatörü mü?
İçişleri Bakanlığı mı?
Genelkurmay mı?

Hiçbir resmi ağızdan net bir yanıt yok.
Sadece kuru bir “metan gazı zehirlenmesi” açıklaması…
Ama bu halk artık kandırılamaz. Bu ülkenin anneleri, babaları, eşleri, evlatları duymak istiyor:
“O kararı kim verdi?”

Gerçekten Metan Gazı mı?

Otopsi raporları nerede?
Zehirlenme belirtileri metan gazına mı işaret ediyor?
Bölgedeki gaz yoğunluğu verileri neden açıklanmadı?
Alternatif ihtimaller — kimyasal tuzak, sabotaj, başka gazlar — araştırıldı mı?

Bu sorular cevapsız bırakılırsa, yalnızca 12 asker değil, bu ülkenin vicdanı da gömülür.

Unutmayın:
Bu operasyon, daha önce PKK tarafından kaçırılıp infaz edilen bir askerin cenazesi için yapıldı.
Ve yine bir mağarada, yine ihmalle, yine hazırlıksızlıkla, yine korumasız 12 asker can verdi.

Bu bir tesadüf mü?
Yoksa bir düzenin tekrar eden hatası mı?

Gara’yı Unutmadık.

Gara’da da rehin tutulan askerler kurtarılamamıştı.
Yine mağara, yine ihmal, yine sessizlik…

Ve şimdi bir kez daha aynı sorular, aynı cevapsızlık, aynı acı…
Ve yine ortada ne siyasi ne askerî sorumlu…

12 Yuva Yandı: “Vatan Sağ Olsun” Değil, “Vatan Sahip Çıksın!”

Her cenazede aynı sözleri işitiyoruz:
“Vatan sağ olsun…”
Ama artık sormalıyız:

Vatan bu çocuklara neden sahip çıkmadı?
Bu kadar büyük bir ihmalin hesabını kim verecek?

Bir gecede 12 gencin yok olması yalnızca bir “şehadet” değil, doğrudan bir yönetim krizidir.
Ve bu kriz, sadece askeri değil, aynı zamanda siyasi ve vicdani bir çöküştür.

Ne Yapılmalı?

- Bağımsız bir araştırma komisyonu kurulmalı
-Olaydan sorumlu tüm kadrolar açığa alınmalı
-Otopsi raporları kamuoyuyla paylaşılmalı
- Şehit ailelerinin mağduriyeti giderilmeli, adalet süreci başlatılmalı

Aksi takdirde…
Bu da unutulacak.
Bir “sayfa” gibi çevrilecek.
Ve ikinci sayfada kimbilir daha kaç Mehmet sustuğumuz için Şehit edilecek...

Leyla Yıldız Atahan

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve MANSET.DE editöryal politikasını yansıtmayabilir.